Naval Journal
NAVAL JOURNAL

İSTANBUL SINIFI FIRKATEYN

TCG İstanbul İ sınıfı fırkateyn denizde seyir halinde

TCG İstanbul (F-515) İ sınıfı fırkateyn seyir halinde | CR: STM

113,2 m
UZUNLUK
3.100 ton
DEPLASMAN
30 knot
HIZ
5.700 mil
MENZİL

GENEL BAKIŞ

1. Giriş: Modern Deniz Harp Alanında Değişen Paradigmalar

Modern deniz güvenliği mimarisi, erişimi engelleme ve bölgeden men etme (A2/AD) kapasitelerinin hızla yaygınlaştığı, deniz kontrolünün artık mutlak değil tartışmalı bir kavram haline geldiği bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Hipersonik füze tehdidi, uzun menzilli hassas taarruz sistemleri ve insansız deniz-hava unsurları; klasik filo merkezli deniz harbi anlayışını zorlamakta, su üstü platformlarının yalnızca birer “taşıyıcı” değil, ağ merkezli harp içinde aktif ve dirençli düğüm noktaları olmasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle günümüz muharip gemisi; sensör, silah ve komuta-kontrol unsurlarını tek bir gövdede toplamakla kalmayıp, aynı zamanda müşterek harekâtın veri omurgasına bağlanabilen “sayısal bir savaş birimi” olarak da tasarlanmak zorundadır.

Bu yeni harekât ortamında öne çıkan “Dağıtık Öldürücülük” (Distributed Lethality) konsepti, vuruş gücünün az sayıda büyük platformda yoğunlaşması yerine, daha fazla sayıda ve esnek platforma dağıtılmasını hedeflemektedir.

İstif sınıfı fırkateynler tam da bu doktrinel kırılma noktasında konumlanmakta; Türk Deniz Kuvvetleri’nin kıyı savunmasına dayalı yapıdan, açık denizlerde deniz kontrolü tesis edebilen ve güç aktarımı (power projection) icra edebilen bir donanma mimarisine geçişinin somut karşılığı olarak öne çıkmaktadır. Bu geçişin kritik tarafı şudur: “açık deniz varlığı” yalnızca platform sayısıyla değil, o platformların katmanlı hava savunma, uzun menzilli taarruz ve ağ merkezli harbe dayanıklılık düzeyiyle ölçülür.

Asimetrik ve simetrik tehditlerin iç içe geçtiği günümüz deniz harp sahasında İstif sınıfı, yüksek yoğunluklu çatışma ortamlarında bağımsız görev icra edebilen, refakat rolünden sıyrılıp gerektiğinde görev grubu içinde “koruyucu” ve “vurucu” etkileri aynı gövdede üretebilen çok rollü bir kuvvet çarpanı olarak tasarlanmıştır.

2. Programın Doğuşu: Doktrinel İhtiyaç ve MİLGEM Evrimi

İstif sınıfı fırkateynler, Türkiye’nin yerli savaş gemisi geliştirme vizyonunun omurgasını oluşturan MİLGEM programının ikinci evresini temsil etmektedir. Programın ilk fazında, denizaltı savunma harbi (DSH) odaklı Ada sınıfı korvetlerle kıyı ve yakın denizlerde etkinlik hedeflenmişti. Ancak değişen bölgesel tehdit algısı, Türk Deniz Kuvvetleri’nin yalnızca littoral sularda değil, tartışmalı açık deniz alanlarında da sürekli ve caydırıcı varlık göstermesini zorunlu kılmıştır. Bu zorunluluk, “daha büyük gemi” ihtiyacından önce, “daha fazla görev setini aynı platformda toplama” ihtiyacını doğurmuştur.

Bu ihtiyacın sonucu olarak, başlangıçta TF-100 olarak planlanan tasarım süreci, platformun bir korvetten fırkateyne evrilmesiyle sonuçlanmıştır. Bu evrimin temel itici gücü, gemiye kazandırılması hedeflenen organik hava savunma kabiliyeti olmuştur. Milli Dikey Atım Lançer Sistemi (MİDLAS) entegrasyonu, yalnızca bir silah eklemesi değil; geminin hacim, stabilite ve görev tanımı açısından köklü biçimde yeniden ele alınmasını gerektirmiştir. Boyun uzatılması (yaklaşık 10–13 metre), yalnızca “yer açma” meselesi değil; VLS’nin getirdiği ağırlık merkezi ve denge gereksinimlerini yönetmek, hidrodinamik verimi korumak ve 29+ knot sınıfında sürati sürdürebilmek için yapılan mühendislik tercihleriyle ilişkilidir.

Endüstriyel açıdan süreç, Savunma Sanayii Başkanlığı liderliğinde ve STM ana yükleniciliğinde yürütülmekte; 220’den fazla yerli firmanın katkısıyla şekillenmektedir.

Yaklaşık %80 yerlilik oranı burada bir PR cümlesi değil, doğrudan operasyonel süreklilik ve ambargo bağışıklığı hedefinin çıktısıdır: gemi ömür devri boyunca modernizasyon, tedarik ve bakım süreçlerinde dış politik kırılganlığın azaltılması anlamına gelir.

Bu programın kurumsal eşiği ise 12 Nisan 2019’da, ilk gemi TCG İSTANBUL (F-515) için SSB ve STM arasında imzalanan sözleşmeyle resmiyet kazanmıştır. Ardından gelen takvim, projenin artık “tek gemi” değil, filo ölçekli bir dönüşüm programı olarak ele alındığını göstermiştir.

3. Operasyonel Tanım ve Görev Seti

İstif sınıfı fırkateynler; su üstü harbi ve denizaltı savunma harbinin yanı sıra, gelişmiş sensör füzyonu ve ağ merkezli harp mimarisi sayesinde hava savunma harbi görevlerini icra edebilecek şekilde optimize edilmiştir. Platform, refakat görevleri ile bağımsız görev grubu liderliği arasında dengeli bir operasyonel profil sunmaktadır. Bu denge, “tek başına görev yapabilme” ile “görev grubu içinde koruma-vuruş koordinasyonu sağlayabilme” kabiliyetlerini aynı çatı altında birleştirmesi açısından kritiktir.

  • Teknik çerçeve: 113,2 m tam boy, 14,4 m genişlik, ~3.150 ton deplasman, 29+ knot sürat, 14 knot ile 5.700 nm seyir siası, 123 personel
  • Hava bileşeni: 2 adet S-70B Seahawk helikopteri ve İHA operasyon kabiliyeti

Sınıfın teknik çerçevesi (113,2 m tam boy, 14,4 m genişlik, ~3.150 ton deplasman, 29+ knot sürat, 14 knot ile 5.700 nm seyir siası, 123 personel) geminin yalnızca bölgesel görevleri değil, lojistik planlama doğru yapıldığında uzun süreli açık deniz harekâtını da destekleyecek şekilde tasarlandığını göstermektedir. Hava bileşeni olarak 2 adet S-70B Seahawk helikopteri ve İHA operasyon kabiliyeti, özellikle DSH, keşif-gözetleme ve hedefleme zincirinde geminin etki alanını gövde ufkunun ötesine taşır.

4. Stratejik Çıkarım I: Hava Savunma Kabiliyeti ve MİDLAS Etkisi

İstif sınıfının Ada sınıfından ayrıldığı en kritik doktrinel eşik, MİDLAS üzerinden sağlanan dikey atım kabiliyetidir. Milli bir VLS mimarisine geçiş, Türk Deniz Kuvvetleri’nin uzun yıllardır maruz kaldığı yabancı sistem bağımlılığını kırarak operasyonel planlamada stratejik özerklik sağlamıştır. Bu kırılma noktası, yalnızca “füze atabilmek” değil, hava savunma doktrinini filoya yayabilmek anlamına gelir.

  • VLS: 16 hücreli MİDLAS
  • Uyumlu füze sınıfları: HİSAR-D türevi ve ESSM sınıfı füzeler
  • Operasyonel çıktı: Görev grubu için katmanlı hava savunma şemsiyesi

16 hücreli MİDLAS üzerinden HİSAR-D türevi ve ESSM sınıfı füzelerin ateşlenebilmesi, platformun sadece kendini değil, refakat ettiği görev grubu için de katmanlı bir hava savunma şemsiyesi oluşturmasını mümkün kılar. Böylece İstif sınıfı, denizden men (sea denial) kapasitesini yalnızca taarruz değil, hava savunma boyutunda da genişleterek hasım unsurların harekât serbestisini ciddi ölçüde sınırlandırır. Daha pratik bir ifadeyle: görev grubu için “hava tehdidine karşı manevra alanı” üretir, yalnızca “hayatta kalma” değil “harekâtı sürdürme” kabiliyeti sağlar.

5. Stratejik Çıkarım II: Ağ Merkezli Harp ve Sensör Füzyonu

İstif sınıfının operasyonel etkinliği, yerli sistemlerin oluşturduğu bütünleşik mimari sayesinde yüksek yoğunluklu saturasyon taarruzları altında dahi karar alma süresini kısaltmayı hedeflemektedir. Bu mimarinin omurgasında üç unsur öne çıkar:

ADVENT Savaş Yönetim Sistemi

ADVENT Savaş Yönetim Sistemi, platformu ağ merkezli harbin aktif bir düğümüne dönüştürerek deniz–hava–kara unsurlarıyla eş zamanlı veri paylaşımı sağlar. ADVENT’in asıl stratejik çıktısı, sensörlerden gelen veriyi tek bir resimde birleştirip, hedef tespit-teşhis-angajman döngüsünü hızlandırmasıdır. Bu yönüyle geminin “beyni” rolünü üstlenir.

CENK-S AESA Radarı

CENK-S AESA Radarı, çoklu hedef tespit ve takibi ile MİDLAS entegrasyonu sayesinde eş zamanlı çoklu angajman kabiliyetini besler. AESA mimarisi, karmaşık elektronik harp ortamlarında dahi durumsal farkındalığın korunması açısından “oyunun kurallarını” değiştiren bir eşiktir. Buna AKREP atış kontrol ve aydınlatma radarlarının katkısı eklendiğinde, hedefleme zinciri daha sıkı ve daha güvenilir hale gelir.

Vuruş ve Savunma Dengesi

  • Su üstü harbi: 16 adet ATMACA seyir füzesi
  • Yakın hava savunma: 35 mm GÖKDENİZ CIWS ve 2 adet 25 mm ASELSAN STOP
  • Denizaltı tehdidi: 2 adet 324 mm çift torpido lançeri ve milli sonar sistemi

Vuruş ve savunma dengesi ise geminin hem caydırıcı hem de dayanıklı kalmasını sağlar: su üstü harbinde 16 adet ATMACA seyir füzesi, dağıtık öldürücülük konsepti bağlamında benzer tonajdaki platformlara kıyasla ciddi bir vurucu kapasite üretirken; terminal safhada 35 mm GÖKDENİZ CIWS ve 2 adet 25 mm ASELSAN STOP, yakın savunma şemsiyesini tamamlar. Denizaltı tehdidine karşı ise 2 adet 324 mm çift torpido lançeri ve milli sonar sistemiyle DSH kabiliyeti desteklenir.

Bu bütün, gemiyi yalnızca bir silah taşıyıcı değil, harekâtın bilişsel merkezlerinden biri haline getirir: hedefi görmek, anlamlandırmak, paylaşmak ve gerektiğinde angaje olmak. Ayrıca milli elektronik harp süiti ve karşı tedbir sistemleri, düşman radarlarını karıştırma ve füze tehditlerini yanıltma yönüyle platformun “hayatta kalma matematiğini” iyileştirir.

6. Filo Yapısı ve Üretim Takvimi: Endüstriyel Seferberlik

Programın ilk gemisi TCG İstanbul (F-515), 19 Ocak 2024’te hizmete girerek sınıfın operasyonel temelini oluşturmuştur. Ancak bu noktaya gelene kadar izlenen kilometre taşları, projenin “gemi yapımı”ndan öte bir kurumsal ve endüstriyel seferberlik olduğunu gösterir: 23 Ocak 2021’de denize indirme, 20 Haziran 2023’te bayrak çekimi sonrası ilk seyir tecrübesi ve nihayet 19 Ocak 2024’te “Mavi Vatan’da Güç” teslimat töreniyle donanmaya teslim.

  1. 23 Ocak 2021: denize indirme
  2. 20 Haziran 2023: bayrak çekimi sonrası ilk seyir tecrübesi
  3. 19 Ocak 2024: “Mavi Vatan’da Güç” teslimat töreniyle donanmaya teslim

Sınıfın filo ölçeğine genişlemesi de kritik dönemeçlerle ilerlemiştir: 20 Aralık 2022’de SSİK toplantısında 6, 7 ve 8. gemilerin tedarik sürecinin başlatılması; 6 Nisan 2023’te İZMİR, İZMİT ve İÇEL için sözleşmenin imzalanması ve 10 Nisan 2023’te sac kesiminin icra edilmesi, programın artık seri üretim disiplinine girdiğini göstermiştir. Ocak 2025’te TCG İZMİR ve TCG İZMİT’in eş zamanlı denize indirilmesi, bu mobilizasyonun takvimsel karşılığıdır.

SSİK kararlarıyla toplamda 8 gemiye çıkarılan proje, Türkiye’nin deniz gücü inşasında hızlı endüstriyel seferberlik kapasitesini sınamaktadır. STM–TAİS OG iş ortaklığı kapsamında yürütülen üretim sürecinde tersaneler arasında stratejik bir iş bölümü tesis edilmiştir. Hedeflenen yaklaşık 36 aylık teslimat takvimi, küresel savunma sanayii standartlarında oldukça iddialı bir çizelgeye işaret ederken, aynı zamanda tedarik zinciri yönetiminin ve yerli alt sistem olgunluğunun da testidir.

7. Bölgesel ve Küresel Etkiler: Savunma Diplomasisi ve İhracat Stratejisi

İstif sınıfı, Türkiye’nin savunma ihracatında yüksek katma değerli platform döneminin başlangıcını temsil etmektedir. IDEF 2025 kapsamında Endonezya ile imzalanan iki fırkateynlik ihracat sözleşmesi, yalnızca ticari değil, jeopolitik sonuçlar da doğurmuştur. Çünkü fırkateyn ihracatı; sadece “platform satışı” değil, eğitim, lojistik, bakım-ikmal, modernizasyon ve uzun vadeli stratejik ilişki mimarisinin kurulması anlamına gelir.

  • İhracat mantığı: “platform satışı” + “uzun vadeli ilişki mimarisi”
  • Döngü: “üret–ihraç et–yenile”
  • Kritik eşik: İhracatın kapasite kaybına dönüşmemesi

Bu kapsamda, başlangıçta Türk Deniz Kuvvetleri için planlanan bazı platformların ihracata yönlendirilmesi; buna karşılık yeni gemilerin inşa edilmesiyle “üret–ihraç et–yenile” döngüsü işletilmektedir. Buradaki kritik nokta, ihracatın bir kapasite kaybına dönüşmemesidir: tersine, endüstriyel bant genişliğini büyüten ve sürdürülebilir üretimi teşvik eden bir kaldıraç olarak kurgulanmaktadır.

DIMDEX 2026’da kamuoyuna yansıyan yaklaşık 1 milyar dolarlık sözleşme bedeli, platformun küresel pazardaki rekabet gücünü teyit ederken; aynı zamanda Türkiye’nin savunma diplomasisinde deniz platformlarının artık “ürün” olmanın ötesinde bir stratejik araç olarak işlev gördüğünü göstermektedir.

8. Sonuç ve Gelecek Projeksiyonu

İstif sınıfı fırkateynler, Türk Deniz Kuvvetleri için yalnızca yeni bir platform değil; TF-2000 Hava Savunma Muhribi projesine giden yolda kritik sistemlerin olgunlaştırıldığı bir teknolojik ara basamak işlevi görmektedir. MİDLAS, CENK-S ve ADVENT gibi çekirdek unsurların aynı platformda olgunlaştırılması, gelecekte daha büyük hava savunma muhriplerine geçişte “teorik” değil, operasyonel veriyle beslenen bir öğrenme eğrisi yaratır.

Bu sınıf, geleneksel refakatçi rolünden sıyrılarak dijitalleşen harp sahasında komuta-kontrol merkezli bir muharip unsur olarak konumlanmaktadır. İnsansız deniz ve su altı araçlarının giderek baskın hale geldiği bir gelecekte, İstif sınıfı bu sistemler için bir ana kumanda gemisi mi olacak, yoksa dağıtık öldürücülük doktrininin en dirençli savunma halkası olarak mı kalacaktır? Cevap, yalnızca Türk Deniz Kuvvetleri’nin değil, 21. yüzyıl deniz harbinin yönünü de belirleyecektir. Çünkü denizde güç, artık yalnızca “ateş gücü” değil; veri, ağ, dayanıklılık ve üretim temposu bileşimidir.

Bu bütün, gemiyi yalnızca bir silah taşıyıcı değil, harekâtın bilişsel merkezlerinden biri haline getirir: hedefi görmek, anlamlandırmak, paylaşmak ve gerektiğinde angaje olmak.

Ayrıca milli elektronik harp süiti ve karşı tedbir sistemleri, düşman radarlarını karıştırma ve füze tehditlerini yanıltma yönüyle platformun “hayatta kalma matematiğini” iyileştirir.

SİLAH & SENSÖR SİSTEMLERİ

SİLAH & SENSÖR SİSTEMLERİ
  • 16 Hücreli MİDLAS Dikey Atım Sistemi (HİSAR-D)
  • 16x ATMACA Gemisavar Füzesi
  • 76mm MKE Milli Deniz Topu
  • Aselsan Gökdeniz 35mm Yakın Hava Savunma Sistemi

GALERİ

 - 1

İLGİLİ İÇERİKLER

Benzer sınıflardaki diğer platformlar

TCG İstanbul (F-515)
TCG İzmir (F-516)
TCG İçel (F-517)
TCG İzmit (F-518)
TCG AKDENİZ
TCG KARADENİZ
TCG EGE
TCG MARMARA

İLGİLİ İÇERİKLER